Güncel fıkhî mevzular
Ebedi.com


http://img2.blogcu.com/images/c/a/n/canahmedimsav/125968653_69bd15dd35.jpg
Güncel fıkhî mevzular



http://www.indirici.com/images/yeni.gif
Güncel fıkhî mevzular
Haftanin Üyesi - KuMRu http://www.indirici.com/images/yeni.gif
Güncel fıkhî mevzular

 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.
05 Eylül 2010, 05:07:10 | 26 Ramazan 1431


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Güncel fıkhî mevzular  (Okunma Sayısı 250 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
garib
Moderatör
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 870



Aktiflik
4.44%

garib işte


« Cevapla #15 : 23 Temmuz 2010, 23:13:52 »

peruk takmak caizmidir sorunsundan
neden peruk takmak isterler sorusundan devam ederseniz
açıklığa kavuşur herhalde
Allah tealanın emirlerinde müslümanlar arasında bir tasnif mevzu bahis
be sebeble buna fetva verenler ve karşı çıkanlar var
bence dinde gözden çıkarılabilecek bizim önemsiz !saydıklarımız dahi -böyle bir şey yok-dinin önceliklerinde ilk sıradadır.
Logged

Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler
Ali İmran 164
http://ebumusab.blogcu.com/
MiM
Tecrübeli Üye
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 321



Aktiflik
0.08%

"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Cevapla #16 : 24 Temmuz 2010, 08:00:20 »

İnsan fıtratı gereği örtünmeyi vazgeçilmez bir ihtiyaç olarak görür. Nitekim Hz. Adem (a.s.) ve Hz. Havva şeytana kanıp ağaçtan tattıklarında avret yerleri görünmüş ve hemen üzerlerini cennet yapraklarıyla örtme çabası içerisine girmişlerdi.(A’raf 7/22)

İnsan fıtratıyla tam olarak örtüşen ve ona tercüman olan Kur’an-ı Kerîm’in(Müslim, İman 63) yücelerden gelişi nûzul, inzal ve tenzîl gibi kavramlarla ifade edilmiştir. Bu durum vahyin Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından olduğu gibi alınıp korunduğuna ve muhataplarınca da bu şekilde algılanması gerektiğine dikkat çekmektedir. İslam’a göre giyinmenin yüceliğine, insanı yüceltici özelliğine ve insanın ancak onunla göklerin kararına muktedi bir kul olacağına atıfta bulunmak ve bütün bunların fıtratla ilişkisini ortaya koymak için örtünme de Kurân-ı Kerîm’de “inzâl” (indirmek) kelimesiyle zikredilmiştir: “Ey adem oğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik(indirdik).”(A’raf 7/26)

Süslenecek elbiseye dair fasl edici hükmü indiren Yüce Allah, Müslümanlara namaza giderken zinetlerini takınmalarını güzel ve temiz elbiselerini giymelerini de emretmektedir.(A’raf 7/31)

İnzâl kavramının anlam örgüsü ve insan kalbini hakimiyet altına alıcı yönü örtünün esasta (detayda örf dikkate alınabilir) tarihî ve yerel unsurlarla sentez kabul etmediğini göstermektedir. Buna göre örtü Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından açıklandığı şekilde kadın ve erkekte ayrı olmalı ve fıtratı bozacak şekillerde tezahür etmemelidir. Çünkü şeytanın insanı saptırma yöntemlerinden biri de yaratılışı değiştirmekle gerçekleşen örtünme ve süslenme şekillerinde kendini göstermektedir. Kim böyle bir meyil içerisinde olursa şeytanın dediğini yapmış kabul edilir: “Onlara emredeceğim, Allah’ın yarattığını (fıtratı) değiştirecekler.”(Nisâ 4/119)

Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) fıtratı değiştirmek bağlamında değerlendirdiği ameliyelerden birisi de saç ekletmek ya da peruk takmaktır.

Çeşitli nedenlerden dolayı tabiî ya da peruk gibi sun’î saçlarla yapılan(Karadâvî, Fetâvâ Muasıra, I, 427) saça saç ya da başka şeyleri eklemeye “vasl-ı şa’r” denir.(İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, I, 374)

Saç ekletmeyi fıtrata müdahale bağlamında değerlendiren Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem), “Yüce Allah saç ekleyene de ekletene de lanet etsin.” buyurmuştur.(Buhârî, Libâs 81; Müslim, Libâs 33) Kadının saçlarının hastalıktan dolayı dökülmesi de lanet hükmünü değiştirmez. Nitekim Ensar’dan evlenen bir kızın hastalıktan dolayı saçları döküldüğünde yakın çevresi saçlarına saç eklemek isteğini Allah Resulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) arz edince Efendimiz bir önceki hadisteki ifadeleri tekrar ederek müsaade etmediğini bildirmiştir.(Müslim, Libâs, 33)

Hadislerde Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) saç ekleme işini yapan (el-Vâsıle) ve yaptırana (el-Mustavsıle) lanet etmesi bu işlemin haram olduğuna delalet etmektedir. Zira mübah bir işi yapan kişiye lanet edilmez.(İbn Kudame, Muğnî, I, 93; Şevkânî, Neylu’l-Evtâr, VI, 191)

Fakihler saça eklenecek unsurların hükmü noktasında ihtilaf etmişlerdir. Buna göre Hanefî, Şafî ve Hanbelilere göre kişinin başına insana ait olan saçı eklemesi haramdır.(Şeyh Nizâm, el-Fetâvâ’l-Hindiyye, V, 438; İbn Kudame, Muğnî, I, 93; Nevevî, Minhac, XIV, 103) Hanefî fakihlerden Kâsânî kadının kendinden başka bir insana ait olan saçı başına eklemesini (tahrimen) mekruh olarak değerlendirmiştir.(Kâsânî, Bedâî’, V, 127) Her nekadar Kâsânî farklı görüş belirtse de Hanefilerce tercih edilen fetva bu durumun haram olduğu yönündedir.

İmam Malik ve İbn Cerîr et-Taberî eklenen unsurun cinsinde bir ayrıma gitmeden saç ekletmenin her şekliyle haram olduğunu belirtmektedir. Hanefilerinde içinde yer aldığı çoğunluk ise insan saçıyla diğer unsurları birbirinden ayırarak birincinin haram, hayvan kılı ve yününden olan unsurları eklemenin ise caiz olduğunu ifade etmektedir.(Kâsânî, Bedâi’, V, 127; Şeyh Nizâm, el-Fetâvâ’l-Hindiyye, V, 438; Zeydan, el-Mufassal, III, 378; Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, IV, 2681) Nitekim Kâdı İyâz insan saçına benzemeyen renkli ipek lifleri ve benzeri unsurları başa bağlamada bir sakınca olmadığını bildirmektedir.(Zeydan, el-Mufassal, III, 380) Bu durumun caiz görülmesinde insanların kolay bir şekilde yapma saçların yaratılıştan olmadığını anlaması ve bu yüzden aldatılma ihtimallerinin düşük olması etkili olmuştur.

Saça insan saçı eklemek gibi, saçla örtülen bütün bölgeyi kaplayan ve peruk (bârûke) olarak bilinen yapma saçları takmak da haramdır. Çünkü peruk saç olarak isimlendirildiğinden, saça saç eklemek anlamında değerlendirilir ve hadis-i şeriflerde lanetlenen uygulama kapsamına girer. Ayrıca peruk dışardan bakıldığında saç olarak göründüğünden aldatma sakıncası içermektedir.(Zeydan, el-Mufassal, III, 380) Peruk ve benzeri unsurları baş örtüsü olarak kabul etmek ise doğru değildir. Zira Kur’an-ı Kerim’de tarif edilen baş örtüsünün(Nur 24/31) nasıl olduğu ve nelerden oluştuğu akıl ve örf tarafından bilinmektedir. Ayrıca peruk tabi saçtan daha fazla zinet ve güzel olma özelliğine sahiptir. Yine onda aldatma, taklit, israf, kadının cazibesini gösterme ve erkeği tahrik etme gibi haram olmayı tekit eden yönler vardır.(Karadâvî, Fetâvâ Muasıra, I, 427)

bu konudaki son sözümdü!
Logged
MiM
Tecrübeli Üye
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 321



Aktiflik
0.08%

"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Cevapla #17 : 25 Temmuz 2010, 15:53:32 »

Kalbi Mühürlenenlerinin Hidayet ve Dalaleti

Soru: Kur’an’da “Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da hidayete yöneltir?”, “O dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola (hidayete) iletir.” buyrulmaktadır. Madem saptıran ve hidayete erdiren Allah’tır, neden sapıtanıara ceza takdir ediyor. Ya da neden bütün insanları hidayete erdirmiyor? Kalbi mühürlenen insanların (Bakara:7) hidayetin kapalı yollarında gerçeği bulmaları mümkün müdür?

Cevap: İslam, her şeyi yoktan var eden Allah Teala’ya tam bir teslimiyeti gerektirir. Teslim olanlar, var edeni değil, kendilerini sorgularlar. Yaratılan yaratana “niçin” diye soramaz. Sadece ilahi emirlerin hikmetlerini araştırır. Çünkü Allah Teala mutlak hüküm sahibidir. O, yaptıklarından dolayı sorgulanamaz. “Yaratmak da emretmek de O’na (1) mahsustur.” Mutlak anlamda sorgulama Allah Teala’ya aittir. O, insana yaptıgı ya da yapması gerekirken terk ettigi her şeyin hesabını sorar. Çünkü İnsan dünyaya imtihan için gelmiştir. Nasıl imtihanda soruların gizli kalması, gerekli kitap, makale ve notların okunması için gerekliyse; gaybi konuların izhar edilmemesi de ilahi emirlere ve yasaklara uyulması için zorunludur. Aksi durumda imtihan asıl maksadından uzaklaşmış olur. Bu durum tıpkı ögrencilerin hocaya, neden bize dönem başında imtihan sorularını vermiyorsunuz ya da neden bizi cevap hazırlamakla sorumlu tutuyorsunuz? şeklindeki itirazları gibi mantıksız olur.
Ulema felsefenin sorgulamacı şımarık aklına karşı, Kur’an’da anlatılanı anlatıldıgı gibi anlama anlayışı üzerine ibtina eden tefsir usulünü geliştirmiş ve ayetleri o çerçevede tefsir etmiştir.

Bunu yaparken ayetleri bütüncül okumaya; Kur’ani Kur’an’la tefsir etmeye özen göstermişlerdir.
Sorudaki “hidayet” ve “dalalet” ayetlerini, bahsi geçen usul çerçevesinde anlama gayreti içerisinde olanlar, Allah Teala’nın “hidayet” ve “dalalet" insanların dilemesi ile yarattığını idrak edeceklerdir. Bunun içindir ki, Kur’an birçok yerde “dalâlet günahkârlara nispet edilmez, insanların dilemesine vurgu yapmaktadır: “Allah zalimleri saptırır.”(3)
“Dogrusu Allah kafirler topluluğunu hidayete erdirmez.”(4) Yine “Fir’avn kavmini saptırdı.”,(5)” “Samirı onları yoldan çıkardl.”(6) ayetleri de. “dalalet”in insanın dilernesi ile oldugunu desteklemektedir. Bu noktada Allah Teala’nın insanlara bir zorlaması söz konusu degildir. O insana dogru yolu gösterir, tercihi ise kendisine bırakır(7)  fakat “kullarının küfrüne de razı olmaz.”(8)

İddia edildiği gibi Allah Teala insanlar için “dalâlet”i yaratıp, iman etmelerine engel olursa, onlara kitaplar indirmesi ve peygamberler göndermesinin bir anlamı kalmaz.(9) Kul sapıtmak istemesine rağmen Allah onu korursa bu lütuf; eger fiili bütünüyle onun isteğine bırakırsa bu adalet olur.

Soruda zikredilen âyetler ilahi adaleti desteklemektedir. Zira Cenab-ı Hakk “dalâlet”ten söz eden ayetin devamında; “Verdiği misalle Allah ancak fasıkları saptırır.” (10) buyurmaktadır. Buna göre sapıtma zorunlu bir ameliye degil, kişinin fıskından kaynaklanan bir durumdur. “Muttakiler”in hidayet üzere olmaları da böyledir. Nitekim “O (kitap) muttakiler için bir yol göstericidir.” buyurulmaktadır.”(11)

İnsanların “muttaki” ya da “fasık” olmaları kendi güç ve istekleri çerçevesinde gerçekleşmektedir. Nitekim “muttakiler”den bahseden ayette belirtilen “gayba inanır, namaz kılar ve kendilerine verdigimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.” ile “fasıklar”dan söz eden ayetin devamında belirtilen “Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah’ın ziyaret edip hal ve hatırını sormasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar.”(12) ayetinde ifade edilen slfatların(13) hiçbirisi insanın güç ve hürriyetini kapsamı dışında değildir. Dileyen bunlardan birin seçebileceği gibi terk de edebilir. İlk üçünü yapan “hidayet”i seçerek müttaki, son üçüyle amel edenler de “dalâlet”i seçerek fasık olur.

“O dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.”(14) mealindeki ayet ‘âmm olduğundan ancak onu tahsis eden (sınırlandıran) diğer ayetlerle anlaşılabilir. Nitekim söz konusu ayet “Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı.”(15) ayeti ile tahsis edilmektedir. Kalbin mühürlenmesi de böyledir: “Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini mühürler.”(16) Görüldügü gibi “hidayet” ve “dalâlet” kavramları cebri mütalâalara gerekçe teşkil etmekten uzaktır. Çünkü ayetler, Cebriyye’nin, kulu fiillerinde mecbur kabul eden ve onun kendine has güç ve iradesinin olduğunu inkar eden görüşünü reddetmektedir. Olacak her şeyi olmadan önce bilen Allah Teala, insanı doğruya ulaştıracak akılla ve mükellef olmasını gerektirecek donanımda yaratmıştır. Ona uyması için emir, sakınması için de yasaklar göndermiştir. Onu ezeli ilmi ile hakkında önceden bildiklerinden dolayı değil, gönderdigi emir ve yasaklara uyup-uymaması açısından sorumlu tutar. (Fakat insanın ameli durumu hiçbir zaman Allah Teala’nın bilgisi ile çelişmez.) Dolayısıyla insanlar itaatkâr ya da asi olmaları noktasında özgürdürler.

Buna göre hidayetin yollarını kapatmak ya da açmak akıllı varlık olan insanın dilemesi ile gerçekleşen bir durumdur. Dünya, sınıfı geçen ya da kalan ögrenciler gibi, isyankârla itaat eden kulların belirlendiği yerdir.


Dipnotlar:
1-A’raf(7): 54.
2-Fahruddın er-Razı, et-Tefsıru’I-Kebfr, ll, 129.
3-İbrahim(14): 27.
4-Maide(S): 67.
5-Tiihil(20): 79.
6-Tiihil(20):85.
7-İnsan(76): 3.
8-Zümer(39): 7.
9-er-Razl, a.g.e., II, 128.
10-Bakara(2): 26.
11-Bakara(2): 2.
12-Bakara(2): 27.
13-Bkz. Muhammed Tahir İbn Aşir, et-Tehrır ve’t-Tenvır, I, 367. 14-Nahl(l6): 93
15-Saff(61): 5.
16- Mü’min(40): 35.

« Son Düzenleme: 25 Temmuz 2010, 16:00:46 Gönderen: MiM » Logged
Cenan
Hamuş
Genel Moderatör
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5764



Aktiflik
16.92%

Le-nasbirenne


« Cevapla #18 : 07 Ağustos 2010, 15:09:31 »

MİM abi kayıplarda mısınız
Logged

"Lutuf merhemi ol; inciten diken olma! Kimseden sana bir kötülük gelmesini istemiyorsan; kötü sözlü, kötülük öğreten, kötülük düşünen olma! Her hâlinle amel-i sâlih içinde ol." Mevlana
garib
Moderatör
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 870



Aktiflik
4.44%

garib işte


« Cevapla #19 : 07 Ağustos 2010, 20:12:20 »

evet kayıplarda
biz aslen buralarda onu görmeyi arzu ederiz
önce kendime sonrada mim kardeşe
efendimiz aleyhisselam'ın bir sözünü nakledelim
"kızma"
biz bu köşeden müstefid olma arzusundayız
Logged

Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler
Ali İmran 164
http://ebumusab.blogcu.com/
Cenan
Hamuş
Genel Moderatör
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5764



Aktiflik
16.92%

Le-nasbirenne


« Cevapla #20 : 15 Ağustos 2010, 17:24:04 »

Hocam bir sorumuz var

Radyodan ya da internetten hatim takip edebilir miyiz?

Bu hatim kabul olur mu?

 
Logged

"Lutuf merhemi ol; inciten diken olma! Kimseden sana bir kötülük gelmesini istemiyorsan; kötü sözlü, kötülük öğreten, kötülük düşünen olma! Her hâlinle amel-i sâlih içinde ol." Mevlana
Cenan
Hamuş
Genel Moderatör
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5764



Aktiflik
16.92%

Le-nasbirenne


« Cevapla #21 : 02 Eylül 2010, 09:30:31 »

- Gemi, tren, uçak ve otobüs gibi vasıtalarda ima ile namaz kılmak caiz midir; bu vasıtalarda kıbleye dönme şartı var mıdır?

- İki namaz hangi hallerde cem edilir?

Mesela dışarıdasınız ve abdestiniz yok. Abdest alacak yer de yok. Bu durumda namazı cem-i tehir edebilir misiniz?
Logged

"Lutuf merhemi ol; inciten diken olma! Kimseden sana bir kötülük gelmesini istemiyorsan; kötü sözlü, kötülük öğreten, kötülük düşünen olma! Her hâlinle amel-i sâlih içinde ol." Mevlana
Cenan
Hamuş
Genel Moderatör
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5764



Aktiflik
16.92%

Le-nasbirenne


« Cevapla #22 : 02 Eylül 2010, 09:36:48 »

Kişi toprağa verilir verilmez kabir hayatı başlar. İmam dışarıdan telkin yapar v.s...

Cesedi bir şekilde parça parça olan, kayıp olan, denizde ölen kişinin kabir hayatı nasıl başlar. Kabir hayatının başlaması için gerekli şart gömülmek midir?

Biraz garip bir soru lakin soruyorlar
Logged

"Lutuf merhemi ol; inciten diken olma! Kimseden sana bir kötülük gelmesini istemiyorsan; kötü sözlü, kötülük öğreten, kötülük düşünen olma! Her hâlinle amel-i sâlih içinde ol." Mevlana
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
  Yazdır  
GoogleTagged: evde seccade yoksa

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC

Dilber MC Theme by HarzeM
Bu Sayfa 0.23 Saniyede 34 Sorgu ile Oluşturuldu

Google visited last this page Dün 09:06:37